Yazı Detayı
25 Nisan 2021 - Pazar 21:58 Bu yazı 195 kez okundu
 
Devlet ve Adalet
Hami Ramazan ÖZDEMİR
Hami
 
 
Devlet ve Adalet Kur’an bize düşmanlarımızı sevmemizi emretmemiştir. Fakat onlara karşı kesinlikle adil olmamızı emretmiştir. -Aliya- Toplum hayatının ruhu adalettir; dayanağını insanının yaradılışında bulur. Toplum çerçevesinde adalet, hukuka bağlılık yoluyla gerçekleşir. Her kültürün hukuku farklıdır; bu yüzden, adalet duygularında da, bu ölçütler içinde farklılıklar olabilir. Ancak dikkat edilmelidir ki, adalet duygusu insanla birlikte vardır. Fakat gücü elinde bulunduran veya kurallara aykırı hareket edenlere karşı ne yapılabilir. İşte burada toplumun,cemiyetin ulaştığı kültür seviyesi ve anlayışı önemlidir. Bir memlekette iktidarın meşruiyet hududu içinde kalmasının ve normal gayesine yürümesinin yegane teminatı, halkın ve iktidarın kültür, medeniyet seviyesinde, ahlak terbiyelerindedir. Rahmetli Nevzat Köseoglu böyle tarif ediyor adalet kavramını. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde gücü eline geçirende ve güce karşı muhatap olanda sürekli çatışma halinde olmuştur. Cumhuriyeti kuranlara baktığımızda hukuka riayet etmediklerini görüyoruz. Bunun en tipik örneği Kazım Karabekir’dir bir suikast gerekçesiyle devre dışı bırakılmıştır. İstiklal Harbi'mizin kahramanlarından Kazım Karabekir Paşa'nın kızlarından Hayat Hanım "Babam bu kadar yararlı işler yaptı, bu kadar önemli biriydi de neden 1927 ile 38 arasında her gün karakola imza vererek yaşamak zorunda bırakıldı?"diyerek babasının adaletsiz bir şekilde mağdur edildiğini açıklıyordu. Cumhuriyetin kurucu iradesi çeşitli suçlamalarla yola çıktığı insanları hapislere gönderdi yani Cumhuriyeti kuran kadroların çoğu hapise girmekten kurtulamadı. Adalet ve hukuk gerçek manada işlemedi ve işletilmedi, hukuk bir hesaplaşma için kullanıldı. Demokratik bir olgunluk gösterilmeden çok acil kararlar alınarak insanlar devre dışı bırakılmışlardır, adil bir yargılama bile yapılmadan, insanlar adeletin azgın pencesine atılmışlardır ve temize bile başvuru imkanı tanınmayarak tarihe çok tartışmalı bir miras kalmış oldu ve bugün bile hala bunu tartışıyoruz. İkinci adam dönemine baktığımızda yine ufacık bir muhalefete bile müsade edilmemiştir, her şey bir kişinin iki dudağı arasında olmuştur. Öyle hukuk, adalet kavramları çok uzaktı milletimize. Hukuk ve adalet, devlet hayatında maalesef halka ve muhaliflere karşı acımasız bir şekilde kulanılmıştır. 1944’de Türkçülük olarak adlandıran davada yine fikir ve düşünce adamlarına karşı hukuk adı altında adaletin acımasız kılıcı ile insanlar hapise atılmışlardır. Milletimiz 1950’ lilerde biraz nefes alabilmiştir fakat ilerleyen zamanlarda, bürokratik, oligarşik elit çevreler buna tahammül edememişler ve silah zoru ile milletin hakkını gasp ederek onların temsilcilerini dar ağaçlarına göndermişlerdir. Adalet ve hukuk zorlama bir şekilde işletilerek, ülkemizde derin yaralar açılarak hukuk katledilmiştir kötü bir miras bırakılmıştır. Daha sonraları Türkiye’de hiç bir zaman hukuk ve adalet tam olarak çalışmamıştır? Ülkemizde bağımsız ve özgür bir yargı ve yargılama bugüne kadar gerçek manda hayata geçirilememiştir. Türkiye’de zaten ihtilal dönemlerinde hukuktan ve adaletten bahsetmek mümkün değildir. 1960,1971 ve 1980 askeri müdahale dönemlerinde bir çok masum insan idam edilmiş veya hapisanelerde çürütülmüştür. Maalesef ülkemizde adalet kavramı hakiki manada işlememiştir, bunun sebeblerini tartışmaktan ziyade herkes kendine ayrılacılıklı bir muamele yapılmasını yargıdan beklemiştir. Devlet olarakta, birey olarakta her zaman hukuk önünde bir ayrılacılığa sahip olmak bizim toplumumuzda bir kangren olarak hala duruyor. Bizdeki yozlaşma kanaatimce eğitim ile ilgili hukuksuzluğa giden yol, bizde iyi eğitim verilemediğinden. Hiç kimse adaletin verdiği kararı içine sindiremiyor, herkes kendini haklı görüyor, dava edende, davalı olanda verilen karardan memnun değil, çünkü bize verilen eğitimde hukukun verdiği kararı hazmettirecek bir eğitim sistemi yok. Ülkemizdeki adalet anlayışı avam tabakası tarafından güçlü ve zengin olan hep haklı olur anlayışı olarak algılanmış ve kafalarda böyle anlayış yerleştirilmiştir. Hz. Ebu Bekir hilafete seçildikten sonra şöyle bir konuşma yapmıştır: "Güçsüz olanınız (haklı ise) hakkını alıncaya kadar benim yanımda güçlüdür. Güçlü olanının (haksız ise) kendisinden hak sahibinin hakkını alıncaya kadar benim katımda güçsüzdür" Müslümanlar olarak böyle bir miras almamıza rağmen buna ne kadar sadık kaldık. Günümüze gelecek olursak Türkiye’de hukukun çok iyi işlediğini söylemek mümkün değil. Eski adalet bakanı Mehmet Moğultay: 'Ben CHP'lileri işe almayacağım da MHP'lileri mi alacağım' diyerek adalete olan bakışını ortaya koyuyordu. Hukuka sadece siyasi taraftar gözüyle böyle bakılınırsa orada adalet olmaz. Anayasa mahkemesi başkanından tutun Yargıtay başkanına kadar herkes adli yıl açılışlarında veya hukuk platformlarda adaletle ilgili eksiklikleri dile getirirler fakat bir türlü düzelme olmuyor. Öyleki Anayasa mahkemesi başkanını bile cumhurbaşkanı yaptık yinede hukuk katledildi bilhassa 28 şubat döneminde. Yargıçlar askerlerin verdiği brifinge koşarak hukuku ayaklar altına aldılar. Böyle bir adalet anlayışı olduğu müddetçe hangi hak ve hukuktan konuşacağız. Türkiye’de aydın ve hukuk çevrelerinin itirazlarına baktığımızda evrensel bir hukuk anlayışını savunduklarını göremiyoruz. Herkes hukuka kendi penceresinden bakıyor. Bilhassa hukuk ile ilgili yazı yazan köşe yazarları insanlar idam edilirken, hukukun işletilmediği dönemlerle ile ilgili kalem oynatmaktan kaçınıyorlar ve ideolojik körlük yaşıyorlar. Hukuksuzluktan o kadar bıktık ki bir cemaatin (gülen cemaati) yargıyı ele geçirilmesine sessiz kalınıldı ve o cemaat hukuku ve adaleti kendi iktidarları için bir araç olarak kullandılar. Ve Türkiye’de hukuk katledildi. Bozulan bir hukuk sistemini düzeltmek çok zor ve insanların güveni kazanmak dahada zor, kolay değil. Devlet hayatına Adaleti hakim kılmak hukuksuzluğun önene geçmek için mücadele verileceğe yerde bütün siyasi partiler iktidara gelince yargıyı nasıl ele geçiririz çabası içindeler. Hukuk bir devletin olmazsa olmazıdır ve yargı hiç bir zaman birilerinin arka bahçesi olmamalıdır. Ne yazık ki bütün cumhuriyet dönemi boyunca yargı tam bağımsız olamamıştır. Bizim peygamberimiz aynı zamanda adalet peygamberiydi. Allah Rasûlü mübarek hayatı boyunca, toplumda adaleti hâkim kılmak için mücadele etmiş, gerek Müslümanlar gerekse gayrimüslimler arasındaki muamele ve hükümlerde adaletin en güzel örneklerini vermiş, adaleti temel hakların ve özgürlüklerin korunması, toplumsal huzurun ve barışın sağlanmasının teminatı olarak görmüştür. Bugünkü devlet yönetimininde insanlarımızın hukuk aramak için Avrupa insan hakları mahkemesine gitmesini sorgulaması gerekmektedir veya elzemdir. Neden bu kadar çok insan Avrupa’ya hak aramak için koşuyor biraz düşünmeli neden biz bu haldeyiz. Ramazan Özdemir
 
Etiketler: Devlet, ve, Adalet,
Yorumlar
Haber Yazılımı