Yazı Detayı
29 Ocak 2021 - Cuma 14:10 Bu yazı 174 kez okundu
 
Biyolojik Veri Kimliği
Hami Ramazan ÖZDEMİR
Hami
 
 
Önümüzdeki dönemde bedenimizi ve zihnimizi yeniden inşa etmenin yollarını bulabilecekmiyiz. Dünyadaki insanların çok azı artık açlıktan ölüyor fakat diğer taraftan çok yemekten ölen insanların sayısı her gün artış gösteriyor. Gelişmiş ülkelerde obezite ve aşırı beslenmeden dolayı insanların sağlığı büyük tehlike arzetmektedir. Sağlıklı ve huzurlu yaşamak insan oğlunun ömrünü uzatırken, bir başka tehlikede bunalım, intihar gibi vakalardaki müthiş artış. Küresel güçler insanoğlunu sürekli tüketime teşvik ederek, kendilerine bağımlı bir tüketim kölesi ortaya çıkardılar. Tüketime giden yolların taşlarınıda sağlam döşemişler ve döşüyorlar. Tüketim sadece gıdayıla olmuyor, bilgiyi kullanmak , teknolojiyi kullanmak veya insanoğlunun aklını kullanmak gibi çeşitli alanlarda tüketim uygulamaları olabilir. Devletler ve Hükümetler bu tüketimin sınırını veya siyasetini bir türlü kontrol altına alamıyorlar. İnsanoğlunun geleceğini etkileyecek veyahut milletlerinin varlığına tehlikeye düşürecek uygulamaları konusunda bir türlü adım atamıyorlar. Gıda tüketimi veya sağlık konusunda yüzlerce doktor, gıda mühendisleri insanların sağlığı ile ilgi araştırmalar yapıyorlar. Televizyonlar sürekli bu konuda uzmanları çağırıp konuşturuyorlar,çok doğruda yapıyorlar. Neticede insan hayatı söz konusu. Gelelim esas mesele olan insanları robotlaştıran bilgi ve teknolojiyi kullanarak, insanların genleri ile oynamaya. Tarihçi yazar Yuval Noah Hariri Davos zirvesindeki konuşmasında gelecek ve Biyoloji verisi konuşması bizleri bir kere daha düşündürmelidir. Bilgi ve veri paylaşımı veya kullanımı 21. Yüzyılın en büyük tehlikeli yöntemi olacak diyor. İnsanların bedenleri üzerinde nasıl tüketimi teşvik ederek onları bağımlı hale getirmişlerseler yine zihinlerimizi ve beyinlerimizide işgal edecekler. Nasıl yaşamamızın yöntemlerini onlar belirleyecekler çünkü bütün alışkanlıklarımız, yaşam tarzımız, ne tüketiyoruz, hangi cep telefonumuz var, hangi programları indiriyoruz, neyi seyrediyoruz bütün bu veriler ve bilgiler onların elinde. Yaşamın neye dönüşeceğini veriyi yönetenler belirleyecek. Veriyi kontrol edenler sadece insanlığın değil, yaşamın geleceğini tanımlayacak. Veri dünyanın en önemli varlığı haline gelecek. Geçmişte bunun karşılığı araziydi. Ancak bu çok küçük, kısıtlı bir zümreye aitti. Endüstri çağında makinelerin önemi arazinin değerini geride bıraktı. Çok sayıda makinanın az sayıda insanın hizmetine girmesi insanlar arasında sınıfları doğurdu. Sermaye ve işçi sınıfı böyle doğdu. Bugün ise Veri, makinaların yerini alıyor. Ve aynı şekilde Verinin kontrolü az sayıda insanın eline geçerse insanlık sınıflara değil, farklı türlere ayrılacak. Veri önemli çünkü bugün sadece bilgisayarlara değil, organizmalara müdahale edebiliyor, onları bir anlamda hack ediyoruz. İnsanı hack etmek için güçlü sistemlere ve bol miktarda veriye ihtiyacımız var. Bedenin nasıl çalıştığına dair bilgilere sahip olmamız gerek. Bugüne kadar kimse insanı hack etmek için ihtiyaç duyulan veriye ve cihaza sahip değildi. Vatandaşların her adımını, her detayını istihbarat ağlarıyla takip eden devletler dahi bu verileri işlemek ve anlamlandırmak için gereken güçten mahrumdu. Bugün bu değişiyor. İki paralel evrim bunu mümkün kılıyor. Makine öğrenimi ve yapay zeka ile biyoloji ve beyin bilimi konusundaki gelişmeler insanı çözmemizi sağlıyor. 150 yıllık çalışmaların sonucunda organizmaların aslında bir algoritmadan ibaret olduğunu öğrendik. Ve artık bu algoritmaların şifresini çözme yeteneğine kavuştuk. Biyokimyasal verileri elektronik sinyallere çevirerek bilgisayarların analiz edebilmesini sağlandı. Yeterince veri ve bilişim gücüyle bizi bizden daha iyi tanıyan yapılar ortaya koyabiliyoruz. Bu gücün ve bilginin yaygınlaşmasıyla birlikte kendimizi Amazon’dan, Alibaba’dan ya da istihbarat servislerinden saklamamız zorlaşacak. İnternette dolaşırken, sosyal medyada vakit harcarken ya da video izlerken algoritmalar göz hareketlerimizi, kalp atışlarımızı, zihin aktivitelerimizi takip ederek bizi profilleyebilecek. Reklamlar bize ürünlerini pazarlarken cinsel eğilimlerimizi dahi bilerek kişiselleştirme yapacaklar. Biz bunun farkında olmayacağız ancak onlar olacaklar. Bizim tutkularımızı okuyup ona göre teklifler sunacaklar. Bu çağ bir “dijital diktatörlük”yaratabilir. Demokrasi bilgiyi farklı kurumlara dağıtarak karar mekanizmaları ortaya çıkarır. Diktatörlüklerse bütün bilgi ve gücü tek noktada yoğunlaşarak işleri yürütür. 21. Yüzyıldaki yapay zeka ve makine öğreniminın ortaya çıkardığı güç, demokrasinin üstünlüğünden yana duran ibreyi diktatörlüklere doğru savurabilir. Demokrasi merkezi veri işlemeyi mümkün kılan yapılara uyum sağlayamazsa insanlar dijital diktatörlüklerin boyunduruğu altına girebilir. Bugün dahi teknolojileri kullanan demokratik görünümlü (ABD, İsrail gibi) ülkelerin bu tip yapılar kurmak için çalıştığını gözlemliyoruz. Verinin kontrolü bir elit grubun dijital diktatörlüklerden daha radikal yapılar ortaya çıkarmasına yol açabilir. Bu elitler insan bedenine hükmetme yeteneğiyle yaşamın geleceğine karar vermeye yönelebilir. Bilim, doğal evrim süreçlerini akıllı tasarıma aktarma görevini üstleniyor. Bu tasarım, bulutlardaki Tanrı’nın değil; bulut sistemlerini kullanan IBM, Microsoft gibi şirketlerin aklını temel alıyor. Bilim, bizi organik sınırlarımızdan inorganik sınırlara taşıyacak. 4 milyar yıllık organik yaşamdan akıllı tasarımın şekillendireceği inorganik yaşama sürükleniyoruz. Verinin kimin elinde bulunduğu bu yüzden her zamankinden daha önemli. Arazinin ya da makinaların sahipliği ve kullanımına yönelik düzenlemeler konusunda bilgi ve tecrübeye sahibiyiz ancak verinin düzenlemesine yönelik bilgilerimiz yetersiz. Bu zor, zira arazi ve makinaların aksine bilgi birçok yerde dağılmış halde ve kolayca kopyalanabiliyor. Sahiplikten söz etmek çok zor. Bu konuda bir şeyler yapma sorumluluğu devletlere, politikacılara yüklemek de akıllıca değil çünkü onlar da yeterince güvenilir değiller. Birçok politikacı ve hükümet geleceğe yönelik vizyon çizme konusunda yetersiz. Toplumlara sundukları geçmişe yönelik nostaljik hikayelerden ibaret. Ve geçmişe dönmek mümkün değil. Bu bir çözüm olamaz.Verinin sahipliği konusunda bilimcilere, hukukçulara, filozoflara, din adamlarına hatta şairlere danışmamız gerek. Bu sadece insanlığın değil tüm yaşamın geleceğini ilgilendiren bir açmaz. Bu sorun önümüzdeki birkaç 10 yıl içinde gündemimize gelecek. 200 yıl sonra zaten bugünkü anlamda insanların kalacağını sanmıyorum. Bambaşka bir tür ortaya çıkacaktır. Bugün insanların çoğu Veri denince ne satın aldığı, hangi linke tıkladığını düşünüyor ancak esas önemli olan biyolojik veriler. Hack edilecek tek şeyin bilgisayarlar olduğunu sanıyorlar ancak beden çok daha büyük bir hedef. Asıl hedef beyindir. İsrail, Batı Şeria’da dünyanın hiçbir yerinde görülmemiş bir takip sistemi inşa ediyor. İnsanların her anlamda her adımını kontrol etmeye çalışıyor. Çin, Kuzey Kore ve ABD de öyle. Ancak bugün bu takip hala geleneksel sistemler üzerinde yürüyor. Yarın bir akıllı bileklik takmaya mecbur kalacağımız yapılarda işler daha da değişecek. Sokakta liderinizin posterini gördüğünüzde ne hissettiğinizi merkeze rapor edecek tarzda sistemlerden söz ediyorum. Eğer iyi niyetli bir küresel mutabakat olmazsa hiçbir devlet böyle bir yarışta geride kalmak istemeyecektir. Bizler küresel güçlere bedenimizde ve beynimizde olan bitene yönelik yetkiler vereceğiz. Şöyle bir söz vardır “tarih boşluk kabul etmez”. Eğer Türk milleti olarak şimdiden önlem almazsa, bizlerin bu veri toplayıcı şirketlerin veya ülkelerin kobayı olmaktan kurtulamayız. Bugün bile 4 yaşındaki çocuğun elinde akılı cep telefonu var ve onları şimdiden yönlendiriyorlar. Bizler gelecekte Özgür ve bağımsız bir şekildemi yaşayacağız yoksa modern köleler gibimi yaşayacağız. 2100 veya 2200’lü yıllarda bugünkü gibi insanoğlu yaşayamayacak fakat bizler en azından gelecek nesillerimize iyi bir dünya bırakmalıyız. Hami Ramazan Özdemir
 
Etiketler: Biyolojik, Veri, Kimliği,
Yorumlar
Haber Yazılımı